ATV `de yayınlanan `Anadolu Ateşi Bu Toprağın Sesini Arıyor` adlı yarışmada merakla beklenen final gecesi önceki gece gerçekleşti.
Nilüfer Sarıtaş `ın babası Abidin , annesi İpek ve yürüme engelli kardeşi Levent Sarıtaş , Tokat `taki evlerinde saat 20.15`te televizyon karşısına geçti. Aile üyeleri, Nilüfer `in söylediği türküleri büyük bir coşkuyla dinledi. Nilüfer Sarıtaş `ın afiş sponsorluğunu yapan Ali Er ve ailesi de yarışma heyecanını Sarıtaş ailesi ile paylaştı. Zaman ilerledikçe heyecanı da giderek artan anne İpek Sarıtaş , bir ara rahatsızlandı. Televizyondan biraz uzaklaşarak dinlendikten sonrakendini toparlayan İpek Sarıtaş , daha sonra yeniden yarışmayı izlemeye başladı. Ancak bu arada ailenin 51 ekran televizyonu bozuldu. Hemen komşularından 37 ekran televizyon bulan Sarıtaş Ailesi, yarışmayı izlemeyi sürdürdü. Bu arada Tokat merkezinde kahvehane ve işyerlerinde Nilüfer Sarıtaş `a olan desteklerini mesajlarla bildirirken, Belediye Başkanı Adnan Çiçek , yarışma sonuna kadar Nilüfer Sarıtaş için destek mesajları istedi. Sonuçlar açıklandığında ise Sarıtaş ailesinin evinde bayram havası yaşandı. Tokatlılar başarıyı kent merkezinde konvoylar oluşturarak kutladılar.
KARADENİZ `DE ŞOK Yarışmayı televizyondan takip eden ZeynepBaşkan`ın yakınları ise sonuçla birlikte büyük şok yaşadı. Trabzon `un Beşikdüzü ilçesindeki bir kahvehanede yarışmayı izleyen Zeynep Başkan `ın ağabeyileri Fazlı ve Kenan Başkan ile eniştesi Yüksel Gültepe , `Bu sonucu hiç beklemiyorduk` dediler. Haftalardır üst üste birinci olan kardeşlerinin başarısına sonuna kadar inandıklarını belirten Fazlı ve Kenan Başkan, `Zeynep `in birinci olamamasına çok fazla üzüldük, ancak o gönüllerin birincisi oldu. Biz gereken desteği verdik. Sonuca ve halkın tercihine saygı duyuyoruz` şeklinde konuştular. Taner
1938'da basılan Sanatın İlkeleri ('The Principles of Art') isimli kitabında sanatın temel olarak duyguların yaratıcı ifadesi veya dışavurumu olduğunu söylemiştir. Bunun yanında sanat ve zanaat arasında bir ayrım yapmıştır. Buna göre zanaat, malzemenin bir plan doğrultusunda daha önceden tasarlanmış bir son ürüne dönüştürülmesi iken sanatsal aktivite, araçlar ve amaçlar arasında, planlama ve uygulama arasında ayrım yapmayı gerektirmez. Bunun yanında bu görüşe göre, sanat herhangi bir duygunun da dışavurumu değildir. Bu duygu, ifade edildiği ana kadar açıklık kazanmamış olup, ifade edilişi onun keşfedilmesine neden olacak bir duygu olmalıdır. Bu aynı zamanda izleyiciyi de araştırmanın içine alır. Bu teori de sanat olarak kabul edilmeyen bazı aktiviteleri (örneğin bir psikoterapi seanslarını) sanattan ayırt edemediği gibi, sanat olarak kabul edilen bazı eserleri (örneğin Rönesans Döneminde, sanatçının duygularını açığa çıkarmak değil, dinsel duygular uyandırmak amacıyla yapılan resimler) kapsamadığı için, yerini değişik kuram aramalarına bırakmış, hatta tüm bu tanımlama çabalarının başarısız olması sanatın tanımının yapılmaya çalışılmasının ne kadar doğru olduğu tartışmalarını başlatmıştır.
Neo-Wittgenstein'cı Görüş
Morris Weitz'ın 1956'da, Wittgenstein'ın görüşlerinden ve şeylerin özünü bulmaya karşı direncinden yola çıkarak ortaya attığı görüştür. Weitz'a göre Fry ve Bell, Tolstoy, Croce, Collingwood gibi kuramcılar, yaptıkları tanımlarda kendi kişisel sanat görüşlerini ifade etmekten öteye gidememişlerdir. Neo-Wittgenstein'cı görüşü özetlemek gerekirse, sanat açık bir kavramdır ve tanımlanamaz. Ancak bu, Weitz'a göre felsefi açıdan bir sorun yaratmamalıdır, çünkü aile benzerliği yöntemi kullanılarak neyin sanat olup olamayacağı konusunda hükümler getirmek olasıdır.
Kurumsal Sanat Görüşü
Kurumsal sanat kuramı, Weitz'ın Neo-Wittgenstein'cı görüşünü reddederek sanatın tanımlanabileceğini ileri sürer.Bu fikir George Dickie tarafından ilk olarak 1973'te ortaya atılmıştır.
Dickie’nin ilk tanımı, Arthur Danto'nun da sanat dünyası fikirlerinden etkilenerek aşağıdaki şekilde oluşturulmuştur:
Sanat eseri:
Bilinçli olarak insan elinden veya fikrinden çıkmadır.
Belli bir sosyal kurum (sanat dünyası) adına hareket eden kişi veya kişiler tarafından, bazı kısımları hakkında fikir birliğine varılmış olunmalı, beğeni kazanmaya aday olmalıdır.